AdBlock kullandığınızı tespit ettik.

Bu sitenin devam edebilmesi için lütfen devre dışı bırakın.

Toplum Onune Cıkma Korkusunu Yenmelisiniz

haberci

Yeni Üye
Katılım
4 Şubat 2025
Mesajlar
52.415
Tepkime puanı
1
Puan
1
Toplum karşısında, mikrofon veya kamera karşısında konuşurken yuzleştiğimiz en buyuk engel korku ve heyecandır İlk defa yaptığımız her iş once heyecan ve korku oluşturur Korku anında dolaşım sistemi icerisine gerginlikle orantılı olarak aşırı kortizol salgılanır Bu durum duşunce akışını engeller Kişi bu anda olumlu duygularını kaybeder Daha ileri duzeyde elleri ve hatta tum vucudu titrer Kalbin carpması ve kan dolaşımı hızlanır Davranışların kontrol edilmesi zorlaşır Bu sorun ileri duzeyde olursa, insan başkalarıyla goz goze gelemez; başı titrer, adeta beyni dış dunyadan kopmuş gibi olur Korku anında insan kalbinde bir ic endişe akıntısı hisseder İnsan bir an once bu durumdan kurtulmak icin o ortamdan uzaklaşmak, yapmak istediğini yapmaktan vazgecmek zorunda kalır Ayrıca endişe veya korku konuşmacının inandırıcılığı kaybetmesine yol acar
Bazı insanlarda korku duygusu cok gelişmiştir Sık sık duyulan bu endişeler gittikce birbirlerini beslerler ve endişe edebilme yeteneği gelişir: İnsan en kucuk bir sorundan bile endişe duymaya başlar İleri duzeyde korku ve endişe, sinir sistemi icin son derece tahrip edicidir
Tum başarılı konuşmacılar toplum onune cıktıklarında mutlaka heyecanlanmışlardır İstisnasız her insan korku ve endişeyi yenebilir Ancak bunun icin tum inanclarını yeniden gozden gecirmeli ve bir dizi egzersiz yapılmalıdır Aşağıda korkunun nedenleri tek tek acıklanmıştır Bu nedenler varsa bunları yok etmek amacıyla bir sonraki bolumde yine bir dizi alıştırma hazırlanmıştır Bu alıştırmaların bir kısmını yalnız başınıza gercekleştirebilirsiniz Ancak bunları toplum karşısında gercekleştirirseniz daha hızlı başarırsınız
KORKUNUN NEDENLERİ
Temel korku nedenleri arasında baskı dolu cocukluğu, surekli yaşanan stres ve hastalıkları, sosyal olmayan bir iş ortamında uzun sure calışmayı, başarısızlığa inanmayı, hafızanın zayıf kalmasını, soylenecek bir soz bulunamamasını sayabiliriz
Baskı Dolu Cocukluk
Cocukluk ve genclik doneminde aşırı aile otoritesi, baskı, şiddet, dayak gibi olaylar yaşanabilir Normalin uzerine cıkarak belli bir sureklilikte devam ettiğinde bu durum kişinin psikolojisinde cok koklu bir ice donukluk ve cesaretsizlik uretir Baskı ve şiddet ortamında cocuk kendine guvenini kaybeder Kişiliği bir yandan tepkici, diğer yandan başkalarına bağımlı gelişir Surekli aşağılanan cocuğun alt şuurunda başarısızlık imajı yerleşir Bu imajı normal şarlar altında ozel bir gayret gostermeksizin yok etmek mumkun değildir eğer bir şekilde yerleşmiş olan aşırı heyecanlarınız varsa koklu değişikliklerle bunları yok etmelisiniz
Surekli Stres ve Hastalıklar
Ara sıra yaşanan, şiddetli de olsa, stres ve hastalıkların kalıcı bir olumsuz psikolojik etkisi yoktur Hatta kısa sureli ve gecici olduklarında bunlar insanın yaşama sevincini ve heyecanını artırabilirler
Ancak stres (ve stres ureten hastalıklar) hafif de olsa uzun sureli yaşanırsa şoyle bir gelişme olur: Kan dolaşım sistemine devamlı kortizol hormonu salgılanır Bu salgılama vucudu kısa surede copluğe donuşturur Stres vucudu germekte ve saldırıya hazır tutmaktadır Dolaysıyla bu kirlilik uygun yontemlerle temizlenmediğinde aşırı baskı altında kalan sinir sistemi yorulur Bu yorgunluğun aralıksız devam etmesi halinde insan olume kadar gidebilir Vucut bu durum karşısında otomatik bir tedbir alır Beyin ile vucut arasındaki emirkomuta zinciri zayıflatılır Cunku kişi oyle bir duşunce alışkanlığına sahiptir ki bu duşunce gerginlik uretmekte ve vucudu tahrip etmektedir Bu durumda vucudu olume gitmekten kurtarmak icin beyin bir anlamda vucudu uyuşturur, vucut gevşer ve rahatlar Ama bu rahatlama aynı zamanda duşunce akışını da iyice tahrip eder Bu surecte duşunce akışı bloke olur, hatırlama iyice zayıflar, unutkanlık kendini gosterir, kişi ic sorunlarıyla iyice bunalır
Tum bunlar yine kişinin kendine guvenini sarsar, kişiyi insanlardan uzaklaştırır Boylece korkunun başarısızlık, kendini suclama, aşağılama gibi bir boyutu ortaya cıkar
Ancak hastalıkların stres uretmesi insanın duşunce biciminden kaynaklanır İnsan eğer hastalığı kendisini olgunlaştıran bir fırsat olarak gorurse, vucudu acı cekebilir, ama psikolojisi sağlam olacağından tahrip edici stresi yaşamayabilir
Antisosyal Bir İş Ortamı
Bazı işler veya iş ortamları vardır ki bunlar yapıları gereği insanları toplumdan uzak tutarlar Orneğin bilgisayarın surekli başında oturup iş yapmak durumunda olanlar dış dunyadan buyuk olcude koparlar Zihinleri bilgisayar dunyasının kendilerine sunduğu sanal ortama iyice kapılmıştır Bazı fabrika işleri belli bir tezgahın onune hapsedebilir Bu arada geceleri calışıp gunduzleri uyuyan bekcilerin genellikle konumları da toplumsal olmayan (asosyal) bir yapı taşır Buna karşın yoneticilik, pazarlamacılık, oğretmenlik ve sunuculuk gibi meslekler kişileri sosyal olmaya zorlar
İnsanlar kendilerini toplumdan uzaklaştıran işlere hapsettiklerinde beyinleri bu ortama alışır Değişik insanlarla muhatap olabilme yetenekleri zayıflar Kavramaları kendi ic referanslarıyla sınırlanır Topluma acılıp insanlarla konuşmaktan sıkılırlar Kişilikleri, icine kapanık ve bireysellik ekseninde gelişir Dolaysıyla toplum onunde soz soylemeleri gerektiğinde buyuk bir korku ve heyecan duyarlar Ancak ceşitli hobiler geliştirerek ek sosyal faaliyetler icerisinde bulunanlar bu kotu gidişi engelleyebilirler
Başarısızlık İnancı
Yukarıdaki şartların hic birisi mevcut olmadığı halde insanlar yine de toplum onunde soz soylemekten korkabilirler Bunun onemli bir nedeni başarısızlık imajının zihinlerine iyice yerleşmesidir İnsanın her davranışa yuklediği anlam, alt bilincine bir emir olarak gonderilir Bir işi başarmaya girişen insan her zaman istediği sonucu elde edemeyebilir Bu herkes icin tabiidir Ama bazı insanlar sonucu elde edemediklerinde hemen başarısız olduklarını duşunurler ve kendilerini suclarlar Bu suclamalar bir cok kez tekrarlanır Sonucta insan farkında olmadan kendi alt bilincine “ben başarısızım hukmunu yerleştirmiş olur Bu cok sınırlayıcı bir kalıptır Cunku insan bir kere bu inancı otomatikleştirdiğinde bu inanc onun hemen her işinde başarısız olmasına yol acar Neye inanıyorsak beynimiz onu doğrulamak uğurunda amansız gayretler gostermeye devam edecektir
“Ben başarısızım inancı alt bilincinde yerleşmiş olan insan “belki bu defa başarabilirim diyerek harekete gecse de sık sık “ya başaramazsam endişesini yaşar Bu endişe dikkatini zayıflatır, zihnini olumsuz sonuclara yaklaştırır Bu muhtemel olumsuz sonuclar dayanma ve direnme azmini azaltır Kişi kendisini gucsuz hisseder Bu gucsuzluk ve onun getirdiği tedirginlik kişiyi “vazgecme noktasına goturur Boylece kişi gercekten de başarısız olur Toplum karşısında konuşabilme ise cesaret gerektiren bir başarıdır Başarısızlık inancı cesareti kıracağından kişi toplum karşısında konuşamaz Başarısızlık ihtimali aklına geldiğinde bile derin bir korku veya endişe yaşar
 
Geri
Üst